BAİB GÜNLERİ ve TEK KUŞAK TEK YOL PROJESİ


Türkiyemiz üzerinde 3-5 yıl sonra etkisinin giderek görüleceği Tek Kuşak Tek Yol Projesinin kimler ne kadar farkında ya da kimler ne kadar bilgi sahibi, belirsizliğini koruduğunu düşünüyorum. Televizyonlarda sayısı bir iki kişi geçmeyen konuşmacılar bilgiler aktarmaya çalışırken, şimdilerde artsa bile, bazılarının bu projeyi ağızlarına bile almadıklarını görüyorduk.

Konuşulanlara ve yazılanlara göre gelecek on yıllarda Dünyanın ekonomik ve siyasi yönünü değiştirecek bir proje. Hatta bazı stratejistlere göre ülke sınırları yer değiştirecek. Ancak içinde bulunduğum akademi dünyasında akademik teşvik kadar konuşulmayan da bir proje.

Tarım sadece ülkemizin değil dünya devletlerinin vazgeçilmez alanıdır. Bazı ülkelerin stratejik silahı durumundadır. Hal böyleyken biz tarımcılara çok iş düşüyor. “AKADEMİK ÇALIŞMALAR RAFLARDA DURMAYA DEVAM MI EDECEK?” başlıklı yazımda bilim dünyasına yönelik, anlayana küçük mesajlar vardı.

Tek Kuşak Tek Yol Projesi sadece Çin’i, Türkiye’yi, Çin’den bu tarafa yer alan ülkeleri, Avrupa’yı değil şimdilik 65 ülkeyi etkileyecek bir yeni hegemonya alanı. Bu projeyi ve karşıtlarını anlamadan dünyanın hangi yöne gideceğini anlamak mümkün değil. Öyle ki Türkiye’yi yönetmeye talip bazı siyasiler Libya’da ne işimiz var diyorlar. Akıl yürütmesi gereken karşıt görüşlü bazı ünvanlılar da aynı şeyi söylüyorlar.

10 Ocak 2020 tarihinde Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği tarafından “BAİB Günleri” adında bir etkinlik düzenlendi. Güvenlik Uzmanı Mete Yarar, Stratejist Abdullah Çiftçi ve Prof.Dr.Sinan Canan konuşmacı olarak katıldılar. İlginç ve gelecek yıllara ışık tutacak güzel bilgiler ve mesajlar paylaşıldı. BAİB Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Bahar’a ve Yönetimine bu etkinlik dolayısıyla teşekkür ediyorum. Keşke Antalya’da bulunan üniversitelerimizden katılım sayısı fazla olsaydı.

Mete Yarar Irak’tan Afrika ülkelerine, Rusya pazarından Avrupa Birliği ülkelerine kadar tarım ürünleri ihracatı açısından yol gösterici önemli mesajlar aktardı. Bu mesajları verirken lojistiğin önemine dikkat çekip, bizim yapamadığımız ancak Çin’in, İsrail’in, diğer devletlerin başardıklarına ve daha birçok güvenlik konularına değindi.

Çin’in Dünya üzerindeki etki mekanizması ve ilişiklerini yakından inceleyen, bu konuda analizler yapan Abdullah Çiftçi, tarım ürünleri açısından avantajlarımız olduğunu vurgulayarak “Çin’den gelen trenler geri gidecek. Giderken gıda ürünlerini o trenlere koymalıyız. Koyabilirsek büyük avantajlarımız olur. Bunu başaramazsak eski sistemle yapılan üretimler, işletmeler, imalathaneler kaybetmek zorunda kalacak.” dedi.

Sadece bu cümle bile aslında nelerle karışılacağımıza ışık tutuyor. Sayın Çiftçi Myanmar’da yaşayan Müslümanların yaşadıklarının, bu projeyle ilgili orada açılacak bir kanalla bağlantılı olduğunu söyledi. Peki ülkemizdeki bazı gelişmeler bunlardan bağımsız mı? Kanal İstanbul projesi, İstanbul’da bulunan üçüncü köprünün Çinlilere satılması, bu köprüler dolayısıyla Tek Kuşak Tek Yol Projesinin yani İpek Yolu’nun ulaşacağı ülkeleri düşünürsek tarım açısından durmadan çalışmamız gerektiği ortaya çıkıyor.

BİM marketlerinde satılan ucuz ayçekirdekleri ve benzer birçok tarım ürününün Çin’den geldiğini düşünürsek, sanırım biz havlu atacağız gibi görünüyor. İhracatı artırmak yerine iç piyasa fiyat artışının önüne geçmek için ihracatı izne bağlamak, bana göre Türkiye’ye olumsuz yansıyacaktır.

İç piyasadaki fiyat artışlarının nedeni ürün yokluğundan ziyade maliyetlerden kaynaklanmaktadır. Ürün maliyetleri konusunda her geçen gün üreticilerimiz olumsuz etkileniyor. Bunlara çözüm bulmak yerine ihracatı azaltmak üretimden çekilmek ithalatçı olmak demektir.

Buğdayda olduğu gibi tarımsal üretimden çekilmeye başladık. Köyleri boşaltıyoruz. Tarımla uğraşanların yaş ortalaması artıyor. Üretim planlaması bir türlü başarılamadı. Üretim planlaması doğru istatistik bilgileri ile yapılabilir ve bunu başarmak zor olmamalı. Tarımsal destekler konusunda bir türlü amacımıza ulaşamadığımız görülüyor.

Tarımsal eğitimin yıl dönümlerinde mesajlar yerine uygulamalara geçmemiz gerektiği söyleniyor. Söylemek yerine herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Bilim dünyasının özel sektör ile acilen bir araya gelip katma değer sağlayacak çalışmalar içine girmesi gerekiyor. Sektörün sorunlarını çözecek projeler üretilmelidir. Yapılacak SCI yayınları İngilizce yayınlayıp kaliteyi ve gelişmeyi buradan bekleme yerine sektörün sorunlarını çözmeliyiz. Stratejistlere göre gelecek 20 yılda ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin öneminin kalmadığı görülürken hala bunlardan medet bekleyenler var.

Abdullah Çiftçi “Bu proje Çin projesi değil, bu akıl Çin aklı değil, bu para Çin parası değil. Ancak Çinliler yapıyor.” diyor. Türkiye’de her şeye rağmen tarımda güzel gelişmeler de var. Bu gelişmelerin önüne geçecek gereksiz tartışmalar ortaya atılıyor. Öyleyse hep birlikte tarım sektörünün içinde bulunduğu çıkmaza bir daha bakalım ve soralım kendimize: TARIMIMIZ TEK KUŞAK TEK YOL PROJESİNE HAZIR MI?

Previous TARIMDA İTHALAT PROBLEMİNE ÇÖZÜM BULUNMALI
Next KARİYER SÖYLEŞİLERİNE DAVET

No Comment

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir